NİKARAGUA’DAKİ TREEHOUSE HOSTEL

Her gün böyle harika gün batımlarını izlediğim doğrudur.

Burası Granada’da ormanın içinde bir yerlerdeki hostel/bar. Burayla yolum Workaway’den host bakarken kesişti. Tabi host listesinde bu yerin fotoğrafını gördüğüm zaman ne kadar harika insanlarla tanışıp bir sürü güzel hikayem olacağını bilemezdim. Fotoğrafın söylediği tek şey ne kadar güzel olduğuydu. Sahibi Jon’a mesaj attım ve o da “Gel” dedi.

Treehouse’un sahibi Jon

 

Ve ben oradaydım. Treehouse’un Granada merkezden günde 3-4 defa kalkan bedava servisleri var. Öyle okul servisi canlanmasın aklınızda arkası açık dağ cipi. Herkes, rüzgara karşı özgürlüğün tadını çıkartırken arabada olması gerekenden bir hayli fazla insanla eğlene eğlene bu orman evin yolunu tutuyordu. Ben de onlardan biriydim.

Treehouse ekibi

Servis yukarıya kadar çıkamıyor çünkü bu hostel dağın tepesinde olduğu için ancak 10 dakikalık bir tırmanış sonunda bu harika yere varmış oluyorsunuz.

Burası aynı zamanda bar olduğundan başka hostellerde kalan gezginler de oranın yerlileri de sadece parti için gelip gece 2 servisiyle geri dönüyorlar. Çünkü burada çılgın partiler yapılıyor. Bu gözler neler gördü bir bilseniz. Bu da demek oluyor ki bir sürü sarhoş insanın gece aşağıya inerken kafasını gözünü yarması. İnsan orada yaşayınca buna alışıyor. Henüz kimse çok ciddi yaralanmadı ama eminim o düşenlerin vücutlarının bir yerlerinde her zaman bu yeri hatırlatacak yara izleri kalmıştır.

Treehouse’da sıradan bir gece

Evet buraya geldiğim ilk gün çok sevdim. Aşırı sıcak bir ortamı olan dünyanın her yerinden gelen gezginlerin ve aynı zamanda yerlilerin de olduğu ormanın içindeki bir hippi eviydi. Eşsizdi.

Orman çoçukları
Açık hava duş yeri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çünkü bu hostel, 8 kişilik bir ekibe, birkaç yarasa ailelerine, değişik türden böceklere ve örümceklere, rengarenk kelebeklere, sayamayacağım kadar çok sevimli maymunlara, 2 tane köpeğe, kediye ve dünyanın her yerinden gelen başıboş gezginlere ev sahipliği yapıyordu. Herkes mutlu mesut yaşıyordu. Jamie ve onu çıldırtan birkaç konuk dışında.

 

Bir de bizim yani ekibin evi ayrıydı ve daha yukarıdaydı. Hayatımda tanıdığım en çılgın kız olan Jamie biz ona “daddy monster” deriz. Çünkü o harika çılgın bir zenci. O evin terasında inanılmaz manzaraya karşı yağmurun altında çıplak yıkanırdı. Tropikal yerlerde yağmurlar da Jamie kadar çılgın olabiliyor. Ayrıca evimiz de ağaçtandı ve koridorlarında yarasalar yaşardı.

Jamie ( daddy monster )

Üstelik her sabah maymunların bağırışmalarıyla uyanırdık. Çok değişik bir yerdi sabahlara kadar partinin olduğu, ormanın içinde hayvanlarla yaşadığın sihirli bir yer.

Burayı anlatmamın sebebi hem sihirli oluşu hem de harika insanlarla yolumun burada kesişmesi.


 

 

 

 

 

Umarım siz de bir gün kötü çocuk olup bu sihirli yeri görürsünüz.

Jon’ a selamımı söylemeyi de unutmayın. Bu arada orada bana herkes Gizzy der.

Bir de biz kendimize “Jungle kids” derdik. Sloganımız bile vardı.

“You can take us out of the jungle but you can’t the jungle out of us.”

 

Jungle kids

Bir Cevap Yazın