KARMA

Dünyanın bir ucunda olan Nikaragua/Granada şehrindeki barda çalışıyordum. O gün, shiftim akşamüstü 4’te başlayıp gece 2’de bitiyordu. Ancak yoğunluk gece 10-11 gibi başlardı. Bu yüzden genelde bar kalabalıklaşana kadar çok sıkılırdım. Bazen kendi kafama göre şarkı açar dans ederdim pistte. Kendimi eğlendirmesini de bilirdim.

Tabi birazcık müziğin de yapamayacağı şey yoktur. 

Neyse o günlerden birinde, kimsenin olmadığı saatlerde iki emekli Amerikalı pilot geldi, bara oturdular. Biz de sohbete başladık, ne yapayım zamanın da geçmesi lazım. Her zamanki sorular ve bir Türk kızının tek başına evinden bu kadar uzakta geziyor olmasının herkeste uyandırdığı şaşkınlıktan sonra, paralarının bu şehirde nasıl çalındığından bahsettiler. Benim de banka kartım hacklenmişti, yaklaşık 4 ay önce. Yani ne yaşadıklarını biliyordum. Ben de onu anlattım. Yine şaşırdılar.

-Yani hala geziyorsun, paran olmadan?

-Evet o yüzden çalışıyorum ama aynı zaman da eğleniyorum.

Sonra bana hiç hostes olup olmamayı düşündüğümü sordular. Ben de “Hayır, zaten bileğimde, omuzumda dövme var” dedim. Onlar da “Artık dövme önemli değil” dediler. Sonra ne kadar iyi maaş aldıklarından ve GreenCard bile alabileceğimden bahsettiler. Bu ilgimi çekti. Çünkü bütün dünyayı vizesiz gezebilme özgürlüğü demekti. Ben de bir düşünürüm dedim. Onlar da kartını verip, hava yollarının internet sitesinden başvurmamı ve onları referans vermemi söylediler. Tamam dedim. Numaramı aldılar, Facebook’dan da arkadaş olduk.

Neyse onlar konuştu, ben konuştum tatlı bir sohbetten sonra, şehirdeki fakir çocuklara yardım etmek için sabah erken kalkıp, onlara gideceklerini söyleyip ayrıldılar.

Ertesi gün beni arayıp yarın için onlarla kahvaltı etmek isteyip istemeyeceğimi sordular. “¿por qué no” dedim. Ama o gecenin Cuma gecesi olduğunu ve nasıl sabahlara kadar partileyeceğimi de unutmuştum. Tahmin ettiğiniz üzere sabah kalkamadım. Üzüldüm de biraz. Onlara yazdım. Zaten o gün de Amerika’ya geri dönüyorlardı. Yani onları bir daha hiç görmedim. Yaklaşık 1 hafta sonra bana yazdılar. “Ne yapıyorsun, nasılsın, işe başvurdun mu?” diye sordular. Ben de başvuramadığımı söyledim, hala eve gitmek için para biriktirdiğimden bahsettim. “Tamam, biz sana göndeririz” dediler. Ben de şaka yapıyorlar herhalde dedim. Kabul etmedim. Sonra “Biz İstanbul’a gelince bizim tur rehberimiz olursun ödeşiriz” dediler. Bende “pekala” dedim hala inanmıyordum. Kim sadece 2 saatlik bir sohbeti olduğu insana 420 dolar gönderir ki?

Evet onlar!

Paramın 4 ay öne çalındığını ve şu an belki de onun bana geri döndüğünü bilmek beni gülümsetmişti.

                                         Sanırım yaptığın her iyi şey ve kötü şey sana geri dönüyor.

Yine yollar bana bir şey öğretiyordu.

He bir de eve döndüm mü? Tabi ki de dönmedim. 5 ay sonrasına kadar.

Sanırım eve dönmek için çalışmak ve bunun zaman alacağını bilmek beni rahatlatıyordu. Çünkü hazır değildim ve bir anda elime, haftaya uçak biletini alıp eve dönmeye yetecek kadar para geçince anladım, aslında hala bir yerlerde daha fazla macera olduğunu ve benim bunu yaşamak istediğimi.

Eve dönmek her şeyin sonu gibi hissettirmediğinde sanırım hazır olacaktım.

 

Bir Cevap Yazın