İNTERRAİL: İLK YOLCULUK

Hayatımda aldığım en güzel karar: İnterrail

 

Çünkü her şey bu ilk adımla ve yanımda olabilecek en güzel şey; en yakın arkadaşımla başladı:

 

Lizbon- Portekiz

 

Bir anda aklımıza bu fikir düştü, planlar yaptık, haritayı önümüze açıp hayaller kurduk. Sonra bunu gerçekleştirdik. Ben 19, Sevil 20 yaşındaydı ve ikimizde bir şeylerin değişeceğini biliyorduk.

Para biriktirdik. Sevil de vizeye başvurdu onun için biraz heyecanlıydık. Benim yeşil pasaportum vardı. Sanırım bu hayatımda başıma gelen en büyük şanslardan birisidir.

Vize çıktı, kutladık, inanamadık. Resmen gidiyorduk! O ilk heyecanı hiçbir zaman unutmayacağım. Daha sonra hemen hep hayalini kurduğumuz o büyük sırt çantalarından aldık.

ve o sabırsızlıkla beklediğimiz gün geldi…

Hava alanına gittik, uçağımızı bekliyorduk. 2 saat rötar yapmıştı. Beklediğimiz sırada ben Sevil’e acıktım diye sızlanırken, bizim çaprazımızda oturan orta yaşlı bir adam “elma ister misin?” dedi. Ben de “evet” dedim. Bu şekilde Mehmet Yoldaşla tanıştık. Yollardayken güzel insanlarla tanışıldığının ilk kanıtıydı o bizim için. Üstelik daha sadece hava alanındaydık.

Uçağımıza bindik. Yaklaşık 3 saat sonra İtalya’daydık. Oradan Mehmet abiyle aynı servisi tutup Roma’nın merkezine gittik. Ne eşsiz bir şehirdi! Kafamızı nereye çevirsek durup baka kalıyorduk. Orada yaşayan insanların bu güzelliklere alışıp artık onları izlememesi bize haksızlık gibi geliyordu. Nasıl olur da buna alışılabilirdi?

Roma – İtalya

 

Roma – İtalya

Mehmet abiye orada veda ettik, ama üçümüz de biliyorduk, yollarımızın tekrar kesişeceğini, bunun sadece geçici bir veda olduğunu- ki öyle de oldu. Bu sefer işimizi evrenin güzel süprizlerine bırakmadık. Zaten o, işini fazlasıyla yapmıştı.

Sevil’le ben, hayal mi gerçek mi diye anlamadan şehirleri geziyorduk, trenlere biniyorduk, harika denizlerde yüzüyorduk, güzel şarkılar dinleyip bağıra bağıra söylüyorduk, birbirimizle tartışıyorduk, gece olunca yıldızları izliyorduk, inanılmaz güzellikteki gün batımlarına karşı içiyorduk ve daha fazla dileyebileceğimiz hiçbir şey yoktu, zaten hayallerimizi yaşıyorduk.

 

Cinque Terre – İtalya

 

Sintra – Portekiz

 

 

 

 

Madrid – İspanya

 

 

 

Sevilla – İspanya

 

Paris – Fransa

 

 

En güzeli de deli gibi özgür hissediyorduk. Bundan sonra ikimiz de istediği her şeyi yapabilen 2 güçlü kadın olmuştuk. Bu yolculuk bizi çok değiştirmişti, artık sürekli gezmemiz gerekiyordu bu bir ihtiyaçtı, lüks değil.

Lizbon-Portekiz
Cinque Terre – İtalya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cadiz – İspanya

 

 

 

Paris – Fransa

 

 

 

 

Budapeşte – Macaristan

 

Zaten ikimiz de bundan sonra hiç durmadık.

Trendeyken küçük not defterime yazdığım yazıyı da paylaşacağım:

“İnsanlar, mutlu, telaşsız, dans ediyor, gülüyor, sarılıyorlar ve onlara her güldüğümde hep karşılık aldım, içten ama.

Kuğular gördüm, aşkla şarkı söyleyen kadın da, karpostaldaki masal köylere de gittim.

Rüzgarı da çektim içime, okyanusa da koştum ve tattığım tek duygu mutluluktu.

Filmlerde yaşadım. Bir sürü filmin en güzel karesinde. İçimde bir ateş yandı ve sönmeyecek.

Yollar, ülkeler, insanlardan geçtik hep, onlar da bizden. Ve gördüm ki sadece hayal kurmaya ihtiyacım var ve de çabalayıp almaya.

Ve yollarda bize gülümseyen herkese teşekkürler.”

 

Hollanda

 

 

 

Barcelona – İspanya

 

Sevil’le Paris’te sokakta yatarken.

 

Madrid – İspanya

 

Gelelim bu fotoğraftaki güzel insana:

Ondan bu yolculuğu anlatmasını istedim ve o harikalar çıkardı. Sevil’in yazdıklarını okuyunca daha çok gitmek ve daha çok yaşamak isteyeceksiniz.

ve benim de ondan istediğim tek şey: Harikalar çıkarmaya devam etmesi ve bunun için ikimizin de yeniden maceralara atılması.

 

“Hayatın süprizlerle dolu olduğunu izlediğiniz filmlerden çok iyi öğrendiniz.. Peki o anları yaşamaya geldiği zaman iş? Her şey bir elmayla başladı. İlk yolumun, ilk yoldaşını tanıdım; güzel düşüncelerinin kulaklarımdan kalbime doluşunu seyrettim. Üstelik elmayla da kalmadı.. uçakta yanımızda oturdu o güzel adam, birlikte kahve yudumlarken ‘’insan hayatında bir kez mi aşık olur?’’ diye sorguladık..

Mehmet Yoldaşla Roma servisinde

 

Peki ya Roma.. Benden ve sizden yüzyıllar önce orada yaşıyorlardı.. Bunu asla aklınızdan çıkaramıyorsunuz o koca caddelerden yürürken.

 

Roma

 

Eğer hayatınızda güzel bir şeyler olsun isterseniz kesinlikle çok fazla insanla konuşun, tavsiyelerini dinleyin ve bir kaçını yapın. Unutmayın sizden önce yaşadılar ve deneyimliler. Ama eğer hayatınızda nefes kesen anlar olsun isterseniz tavsiyelerden çoğunun tersini yapın!

Sintra’yla öyle tanıştım ben. Hayatımda ilk defa bulutlara dokundum, rüzgarı avuçlarım içinde hissettim. Bana söylenen ‘’sadece yeşillik ve doğa orası farklı hiçbir şey yok’’ cümlesine rağmen yeşili görmeye gittiğimde; rüzgarla ve bulutlarla yüz yüze tanışacağımı bilmiyordum.

Sintra

 

Sintra-Portekiz

 

 

Unutmayın bana o tavsiyeyi veren aynı zamanda Lisbon’da bir gece yarısı, Bairro Alto caddesinde gay barında çokça gülmelerime de sebep olan kişidir. Zülfikar’a da selam olsun!

 

 

Biz ve Zülfikar

 

 

Biliyorsunuz hepimiz hissettik o anları. Her şeyin bittiğini düşündük. Mutluluğun, keşfin, işin, düşmenin, yükselişin.. İşte öyle bir zamanda Amsterdam’da yapabileceğimiz her şeyi yaptığımızı düşünüyorduk. Malumunuz cigara içtik, Zansa Schans‘de değirmenleri gördük, red lightta yürüdük. Üçüncü günü devirdik.

 

Zansa Schans – Hollanda

 

Artık sadece anlamsız yürürken, buradaki –ken eki benim için önemli. O anı anlatırken, kafamın içinde bir sahne kuruluyor ve tekrar tekrar aynı perdeyi sergiliyor. Sadece bir köşeyi döndük. Herhangi bir ülkenin herhangi bir sokağından ötekine… Bilmem kaç model bir chevrolet üzerinde, yıllardır o Fransız filmlerinde gördüğümüz güzel elbiselerden giymiş bir kadın. Karşı cinslerinin ona içki ikram etmesi sizi rahatsız etmeyen bir kadın. Güzel şarkıları muhteşem bir atmosferle dinledik önce, sonra sadece ağzımızda kocaman bir gülümsemeyle etrafımızda çember olmuş dans edenleri seyrettik. Bir an elime uzanan bir el, dansın içindeyim. Sanırım bundan sonrasını anlatabileceğim kadar güzel kelimeler henüz icat edilmedi.

Filmimizin baş rolündeki kadın

Sadece bir fikir olsun diye söylüyorum. Big Fish’i izlediyseniz (ki henüz izlemediyseniz aklınızın bir köşesinde bulunsun) filmin başında Edward Bloom çıktığı yolun ilk durağı Spectre’de ansızın bir dansa koyulur kasabanın güzel insanları sayesinde. Oradan pay biçebilirsiniz.

Filmlerin içinde yaşadığımızı gösteren, dünyalar kadar büyük hayalleriniz olsun!”

                                                                                                       SEVİL ERDEM

 

 

                           Ve hiçbir zaman da durmayacaklar

Bir Cevap Yazın