LESS İS MORE – HİPPİ YAŞAM

Orta Amerika gezim sırasında bütün param çalınınca hippiliğe “merhaba” dedim.

Bu benim için çok büyük bir deneyim oldu. Parasız yaşamak, yarın ne yiyeceğini bilmemek.

Nerede uyuyacağını bile bilmemek. Çok zormuş. Meğer bütün hayatımızın güvencede olduğunu bilmek insana büyük bir rahatlık veriyormuş. Evinize döndüğünüzde dolabınızda yiyeceğinizin, yatacak yatağınızın olduğunu ve en önemlisi de her şeyin size ait olduğunu bilmek.

Tabi bu küçük ayrıntının bedelini hepimiz işe giderken ya da hayatımızı geçindirmeye çalışırken yaşadığımız stresle ödüyoruz bir şekilde.

Hippiliği sevdim, aslında onların yardımına ihtiyacım olduğunda insanların içinde ne kadar büyük karşılıksız iyilik yapabilme potansiyelinin olduğunu gördüm… Sevgi dünyası pek de hayal değil, ütopya hiç değilmiş.

Normal hayatı da sevdim. Çünkü öğrendim. Bana ait olan şeylerin verdiği rahatlığa ulaşabilmek için, başkalarının vücudumu ve ruhumu haftada 45 saat belki daha fazla kullanmasına izin verirken insanların içindeki bütün vahşi hayvanlardan daha vahşi olabilme potansiyelini gördüm.

“Hiçbir şeye sahip olmadığınızda, hiçbir şey de sizin sahibiniz olmuyor.” 

 

Ama hippilik büyük cesaret, risk ve biraz da delilik ister. Çünkü bilmiyorsunuz, sokakta da yatabilirsiniz, birinin inanılmaz derecedeki lüks villasında bedava da kalabilirsiniz ki ikisini de bizzat yaşadım. Ama hiç kimse size bir şey verdiği için size sahip olmaz. Yani sonuna kadar özgürsünüz.

İnsanların o iyiliklerinin karşılığında da verdiğiniz tek şey sevgi ve güzel bir gülümsemedir. O da bunun değerini bilenler için paradan daha değerli bir şeydir. Zaten böyle kişiler size yardım eder. Belki de bu yüzden mi bilmiyorum ama yolum hep böyle güzel insanlarla kesişti.

Buraya kadar üstün körü konuşmuş olabilirim ama kullandığım bazı uygulamalar olan: Workaway ve Couchsurfing, işimi gerçekten kolaylaştırdı.

En azından yarın ne yiyeceğimi ve nerede uyuyacağımı biliyordum ve bu sanırım iyi bir şey.

Unutmayın; less is more 

Bir Cevap Yazın