TÜRKİYE’DEKİ KAMP ALANLARI

Yaşamın özünün doğa olduğunu bilip, cırcır böcekleriyle uyanmayı seviyoruz. Kimiz biz? Sıcak ve yumuşacık yataklarımızda uyanmak yerine fırsat buldukça çadırımızı, mangalımızı alıp ormana koşanlar… Bir tutkudur bu, her an en sevdiğiniz şarkının ruhunuzda dolaşması gibidir. Çadırın fermuarını açtığınız anda karşınıza çıkanın yeşil ve mavi olduğunu bilmek; sizin bir yıldız kadar büyük hissetmenizi sağlayabilir.
Birkaç kamp yeri hakkında ipucu vermek istiyorum:

                                             KABAK KOYU

 

Tanıyanlar az çok bilir beni. Ortam yoktur. Ya çok severim ya hiç. Sevdiğime sımsıkı sarılır, saatlerce hakkında konuşur sevmediğimden kilometrelerce uzaklaştırırım ruhumu. Kabak Koyu’na sımsıkı yapıştı hislerim. Oradaki gök bir başka mavi, geceler yıldızlarla örülü derin bir siyaha ait… Hayatımı dinginleştiren enfes yerlerden biri. Daha onun hakkında çok konuşmaya devam ederim gibi… Mutlaka duyduğunuz sakince kafa dinlemeyi seven bazı arkadaşlarınızdan burayı ya da zaten keşfetmiştiniz… Bu yaz yaptığım yaz tatili rotamın içerisinde kaldığım en güzel kamp alanı, doğayı gördüm ve yaşadım kesinlikle burada. 
Tabi ki kaldığım Shiva Kamp’ında etkisi çok büyük. O kadar şanslıydım ki orayı keşfettim için. Öncelikle burada; odalar, Kızılderili çadırı şeklinde Shiva Kampın kendi çadırları mevcut. Birde bizim gibi uyuduğu yuvayı kendileri yapmayı sevenler için boş bir alan.
Gittik, kendi çadırımızı kurduk, havuzda biraz serinledik. Daha sonra bildiğiniz Kabak koyu denizi görüldü ve yüzüldü. Tepelerden aşağıya yeşilliklerin ve denizin içerisine, kafanızı kaldırdığınız da gözünüzü çerçeveleyen muhteşem dağlara ve boşluksuz dizilen yıldızlara bakıyorsunuz…
Eğer burayı yaşamaya giderseniz mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim; Monument- Röyksopp & Robyn
Manzara karşısında sarhoş olurken, bırakın melodiler kanınıza karışsın. Yeşille ve denizle olmanın bir ayrıcalığı var. Minik hayvanlarla iç içe olmak. Belki bir akrep göreceksiniz bizim gibi, belki sadece bir arı sokacak kolunuzu. İnanın onların aslında çok zararsız olduğunu keşfetmek için kamptan daha iyi bir yer yok! Gördüğünüz anda kocaman adımlarla koşmanıza gerek kalmadığını fark edin.
Hazır kurulu odalar yerine, çadırlar tercih etmemin sebebi kesinlikle çadır kurarken aldığımız haz. Hiçbir zorluğu olmayan yaklaşık on beş dakikada kurabileceğiniz bir yaşam alanı. Tavsiyem içerisine mutlaka çadırınızın boyutlarına uygun şişme yatak almanız. Çadırınızı kurduktan sonra beş dakikanızı ayırarak yatağınızı şişirebilir çadırınızın içerisine hazır koyabilirsiniz. Düşünsenize yirmi dakikada inşa ettiğiniz bir yuva… Gezginlerin en büyük özelliğidir yolları evleri gibi görmek. Yol üstünde küçük bir hayat mücadelesi sizi hala yaşama inandırabilir, varlığınıza bir anlamda o katabilir.
Şişme yatak evet çok pratik ve rahat ama şişme yastıkları kesinlikle önermiyorum ben. Çok sert oluyor ve sürekli kayıyor başınız altından. Eğer imkanınız varsa, arabayla gidiyorsanız mutlaka evden yastık götürmenizi öneririm. Kamp sandalyeleri, bir masa, buzdolabı tabi ki de vazgeçilmezlerden. O serin kamp akşamlarında içkinizi yudumlar gökyüzüne bakarken en büyük yardımcılarınız bu olacaktır. Birkaç günlük bir kampsa bu yanınıza peynir almamızı tavsiye ediyorum. Buzdolapları o kadar fazla soğutmuyor ve peynir koku yapabiliyor içerisinde. Bu daha çok etleri, içkileri, sebzeleri saklamak için kullanılabilir.
Kabak Koyu dışında, İstanbul’da yaşıyorsanız, Şile’den sıkıldıysanız çokta güzel bir kamp alanı tavsiyem var sizlere:

                                          AĞVA KİLİMLİ KOYU 

Burayı ben Ağva’ya bir hafta sonu kaçamak yaptığım sırada buldum. Ağva’dan arabayla yaklaşık sekiz dakika sürüyor. Giderken ilerlediğiniz yolda tamamen Karadeniz havasını yaşayabiliyorsunuz. Sahile indiğinizde sıradan bir plaj gibi görünebilir gözünüze.
Siz de hayatınızda hep daha iyilerini keşfedebilmek için ‘’ Sadece bu muydu? ‘’ diyenlerdenseniz bulutların içinden yürüyebilirsiniz. Biraz yürüyelim dedik yaklaşık 100 metrelik plajı bitirirken patika bir tepeye çıkış yolu gördük. Tamamen ince kumdan oluşan tepeye tırmanmalı bir yol. Öyle hemen gözünüz korkmasın ikinci gidişimizde gördük ki merdiven gibi yapmışlar o yolu. Eğer merdivenler mevsimin de etkisiyle biraz kaybolduysa arkadan biraz ittirme yöntemiyle harika bir manzaraya kavuşabilirsiniz. Tepede Karadeniz etkisiyle tamamen sis, aşağıya baktığınızda ise koy olması nedeniyle sığ, yemyeşil görünen bir deniz . Kafanızı diğer bir yöne çevirdiğinizde; bir çadır. Kesinlikle kamp için harika bir yer olduğunu düşündük ve ilk fırsatta yeniden düştük yola.
Cuma iş çıkışı olması nedeniyle saat 21.00 gibi oradaydık. Ben herhâlde karanlıktan çadırı kuramayabilir, tepeyi çıkarken zorlanabiliriz dedim ama iki fener yoluyla her şeyi kolaylıkla hallettik. Ve bir de gördük ki ilk gelen bizdik ve gece 02.00 ye kadar gelenler asla durmadı! Ne iyi gelir ruha böyle güzel insanları bir bir selamlamak. Sabah çadırlar malumuz güneş ışığından tabiri caizse hamam gibi olur. Burası Karadeniz olduğu için öyle güneş buram buram vermiyor ışınlarını çadırlarımıza. Sabah uyanıp uyanmamak arasında kararsızken dışarıdan gelen ‘’ mee ’’ sesleriyle kesinlikle uyanmanız gerektiğini fark ediyorsunuz. Akşamdan kalan cipslerinizi yiyen bu dostlara benim gibi bir cips sever bile olsanız kızamıyorsunuz.
Daha sonra üstteki fotoğrafta gördüğünüz gibi muhteşem bir koyda denize giriyorsunuz. Havanın çokta bunaltıcı olmamasının etkisiyle o taşlık ufak koyda ‘’ çürümek ‘’ bile isteyebilirsiniz… O alana gidiş kolay oldu diyemem ama biz bu yollardan geçerken suyun içine düşme ihtimalimize, topraktan terlikle ayağımızın kayma ihtimaline karşı çok gülümsedik.
Unutmadan bu koya inerken değerli eşyalarınızı yanınıza alarak çadırınızı olduğu yerde bırakabiliyorsunuz… Oldukça güvenli bir alan.
Bazı özel anlarınız, insanlarınız yerleriniz mutlaka olmuştur. Bunları kimseyle paylaşmak istemezsiniz. Size ait kalmasını istersiniz birazda her insanda bulunan o ego kırıntısı ile. Bu iki yer asla paylaşmak istemediğim özel ve güzel yerlerimden. Ama neydi? Mutluluk paylaştıkça gerçekti. Ben çok mutlu oldum burada; doğanın güzellikleriyle yüz yüze gelmek birebir onlara dokunmak ruhuma çok iyi geldi. Siz de tadın isterim…

                                                                                                             SEVİL ERDEM

TÜRKİYE’DEKİ KAMP ALANLARI” için bir yorum

Bir Cevap Yazın